3.10.2006

GÜL SUYUNA BATIRILMIŞ MEKTUPLAR


1

AŞK DESEM AZ GELİR

 

Gariptir bende bir resmin bile yok

Gülsuyuna batırılmış mektupların da yok

Ama beni sana, seni bana bağlayan bir şey var

Aylar geçtikçe büyüyen, ölümsüzleşen

Sıcaklığı ilk gençlik günlerimize kadar uzanan

Aşk desem az gelir, karasevda belki

 

Bu şarkılar ne böyle sensiz dinlediğim

Hepsi de hasret ateşiyle boyanmış sanki

Yüreğimi kabartıyor, gözlerimi yaşartıyor

Oysa bak dolunay ve güneş ne kadar parlak

Öyleyse beni sana, seni bana bağlayan ne ki

Aşk desem az gelir, karasevda belki

 

Günüm günüme benzese de arada sen farkı var

Sensiz günlerimi takvimlerden çıkardım bu yüzden

Bu aramızdaki apaçık ortada sayısız yıldız gibi

İçimizden biri ötekisiz olamaz şimdi

Aylar geçtikçe büyüyen, ölümsüzleşen

Beni sana, seni bana bağlayan bir şey var aramızda

Aşk desem az gelir, karasevda belki

 

Sen orada, ben burada yalnızlığımızı içimizde yaşadık

Kalbimizde saf sevdamızın resmi

Ağaçta tek tek yaprağa, kayada mermere işlenmiş

Gökyüzünde renk renk açmış, öyle dillenmiş

Öyleyse beni sana, seni bana bağlayan ne ki

Demek aşk şarabı içsek de karasevdaya susadık

Gözlerimizdeki ışıktan, yüreklerimizdeki ateşten belli

Yolumuzun üstünde duran bir şey var şimdi

Seni bana, beni sana bağlayan gönüllü kelepçemiz

Aşk desem az gelir, karasevda belki

3 Ekim 2006

 

Oyhan Hasan BILDIRKİ

 

2

Günaydın Beyzadem,

Bu, ne ağıt böyle?

Düşündüm, gerçekten saati durduramadım, gece on birde seninle oturamadım, seninle konuşamadım, seninle yatmadım da... Öylesine imkânsızdın, ben de öylesine yorgun ama bilmem içimden geçenleri nasıl bildin ve böylesine döküverdin kaleminle?

Ben hâlâ o cümlede takılı kaldım. Nasıl kurdunsa işte; "Senin, benim hayatımda çok özel bir yerin vardı."

"Vardı" geçmiş zaman işte!

Öylesine özelken yerim senin hayatında, nedense özel ağırlamamışsın beni dostum! Birde benim yerim özel olmasaydı, düşünüyorum o zaman ne olurdu?

Resimse istediğin, vereyim.

Biri bulur, yırtar geçer,

Seneler geçer, solar gider.

"Gül suyuna batırılmış mektuplar."

Aşk olsun!

Bazen buluşmalarımızı anımsıyorum.

Aynı memleketimizin kaşık havaları gibi kızlar bir yanda, oğlanlar öbür yanda.

Önce kızların lideri çıkıyor ortaya, davet edercesine kaşıkla dans ede ede.

Sonra oğlanların lideri yaklaşmaya çalışıyor kıza, kıvrılıyor etrafında…

"Güneşim, güneşim, güneşim… Üşüdüm!"

"Yağmur yağıyor mu?"

Sonra iş ciddiye yöneliyor:

"Merhaba canım!”

Anında response:

"Merhaba ruhum!"

Kaşık havası canlanmış. Aaa o da ne? Kız ellerindeki kaşığın yanında zil çalıyor…

Delikanlı coştukça coşmuş, yaklaştıkça yaklaşıyor... 

Kim arar gül suyuna batırılmış mektupları?

3 Ekim 2006

 

PAPATYA

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kategori: (Sevda Dedikleri) :: Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!




Blogcu ile yapıldı