23.8.2008

BEN DAHA NELER, NELER OLSUN İSTEDİM...

      1
      SENİ OKUYORUM ŞİMDİ

      Biliyorum çatlıyorsun merakından. 
      "Bu şiirimi okumadı mı? Neden tepki göstermedi? Acaba beğenmedi mi?”
      Susa kaldım önce. Dinledim bir kez değil ikinci, sonra üçüncü kere…
      Sonra dedim ki; “Ben okumalıyım bu şiirleri. Çünkü okumada ben kendimi yetkisiz görmüyorum, hatta senden de duygulu okuduğumu biliyorum. Biliyorum da senin gibi yazamadığımın da farkındayım ben…”
      İşte beni yazmakta kısıtlayan da senin yazma gücün...
      Seni okudukça daha az yazar oldum. Hani seni okumak çok hoş, hoş amma öyle yazamadığımı hissetmekte gönül ağrısı...
      Senden duygulu okusam da yazılanda sevdanın gücünü ortaya koyan, çizdiği çizdik, yazdığı yazdık kalem olmazsa neye yarar?
      Sorarım sana eğer sen kalbini soyup öylesine ortaya koymamış olsan, neyi canlandırır benim bütün sanata olan sevgimi ortaya koymam? Acizliğimi sadece.
      Bir düşün; kalite mi üstün yoksa üretilenin sayısı mı?
      Eğer sen kalitesi olmayanı üretebiliyorsan; sana ne mutlu. Yakında kimsenin selamı kalmaz ama eğer sen ürettiğini en üstün kaliteyle ortaya dökebiliyorsan, birbirinden daha güzel okuyanlar ardı ardına çıkar ortaya...
      Bu nasıl güfte böyle?
      Bu nasıl sesleniş?
      Hep ilkinde kalmış, daha ötesine gidememişsin nedense. 
      Düşünsene ozan ne kaldı bu aldatıcı dünyada olduğu gibi kalan, değişmeyen? 
      Çocuklar büyüyor; yalanı, sevdayı, aldatılmayı, hileyi öğreniyor. Biz buna evrende büyüme, olgunlaşma diyoruz birde…
      Sen beni hep o ilk gördüğün gibi görüyorsun ve hiç mi hiç değişmedim gözünde. Neden biliyor musun?
      Sana baktığımda kendimi gördüğümden, seni dinlerken kendi yazdığımı okuduğumu sandığımdan. 
      Bir de sana inanıyorum. 
      Olacak şey değil!
      Sana inanmak, senelerimi aldı, gençlik yıllarımı yıkadı su gibi. Hayat denilen azgın nehir döne dolaşa beni hep okyanusa geri bıraktı. 
      O zamanlar yalnızlığımdan güçlendim. Nefretimden güçlendim. Okyanusun dalgalarına dalıp çıktıkça, gücümden kendim bile korktum. Nasıl da diş biledim dünyaya?..
      Gelgelelim, seni okuyorum şimdi. 
      Seni okuyorum ve Tanrı’ya şükürler ediyorum; sana akıl verdi, bana da intikam zevkini tattırdı diye!
      Sonra soluyan nefesim; "Kulaklarında sesim olsun istedim."
      Ah, gel sen bana sor; ben daha neler, neler olsun istedim...
      21 Ağustos 2008

      PAPATYA

      2
      ÖTEKİLERİN HEPSİ MASAL

      Ah, gel sen bana sor! Aklımdan daha neler geçiyor?
      İlkin şunu söylemeliyim sana: İlk ve tek aşkım sensin.
      Leyla bir araya geldiğinizde utancından susar,
      Arzu; “Ah, ben ne yaptım, ne yaptım?” diye ağlar.

      Leyla; ölümüne sevilenlerin önde gideni, en çok bilineni
      Arzu; saçlarını sevdiğinin yoluna süpürge edişin efsanesi
      İlki, adı deliye çıkmış Mecnun’un çöle düşürülüşünün sebebi
      Öteki, Kamber’i yakan tılsımlı aşk ateşi!

      Balkonundan Alp dağlarına bakan genç kızdan vefalı çıktın sen
      Hâlâ yerinde mi bilmem duvara tutunmuş asma güller  
      Gözbebeklerinde buruk bir aşkın özlem bulutları sıra sıra
      Düştü düşecek bin bir umut yüklü bembeyaz kelebekler

      Ah, gel sen bana sor! Aklımdan daha neler geçiyor?
      Çöle sürgün edilmiş Mecnun’un gözlerinde kum gibi inciler
      Kamber’in yandı yanacak çağı henüz başlamışken
      Üşüyen kalbimi ısıtanım oldun sen bir tanem

      Herkesin dilende destan olmuş Leyla, eline su dökemez senin
      Arzu, sevdiğinin külünü göğe savuran acı kaderini yaşamış
      Hayat ışığım sensin; gözlerimde gözlerin, ellerimde ellerin
      Esmeralda, Notre Dame’ın Kamburu’nun elini bile tutamamış

      Gördün ya ötekilerin hepsi masal, sen gerçeğimsin benim
      Karanlık gecelerimi süsleyen pırıl pırıl yıldızım
      Aklın aklım kesildi, kalbin kalbim olup çıktı şimdi
      Kaderime kelepçelenmiş alınyazım!
      23 Ağustos 2008

      Oyhan Hasan BILDIRKİ

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kategori: (Biriciğim) :: Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!




Blogcu ile yapıldı