ŞEHZADE VE MELEK
KEŞKE…
Seni, beni; daha doğrusu sen-ben mi kaldı, bizi okudum... İnanılmaz… Hasret neler yazdırıyor? Sanırım aradığın kalem arkadaşındı, hani sana günlerdir yazamayan. Hoş sende yazmayalı dört günü, yoksa dört on sene mi desem -bu deyim senin hoşuna gitmişti- geçti. Arıyor, gözlerim ilâcını arayan hasta gibi yazdıklarını; önce gelen postalarda, sonra bizim sokakta… O sokağın adını biliyorsun; "Sevgiye Susamak..."
İnan o sokakta seninle her gün yürüyorum ben, bazen bir kez, bazen beş kez...
Ne sen sor, ne ben söyleyeyim...
Son defasında "Bu, arzudan da öte." dediğinde, inan ki şok geçirdim yine! Nedense ben de bunu düşünüyor ama kelimelerle ortaya dökemiyordum... Hoş sen de tam bir açıklama yapamıyorsun fakat dediğin kadarıyla korkutucu bir açıklama -Gençken büyüye inanırdım, şimdi bunlara gülüp geçiyorum.- fakat hakikaten bu deyimin beni korkuttu...
Neden biliyor musun? Çok güçlü bir deyim bu! Bu bağ demek ki neleri neleri yıkıp kıracak kuvvette değil mi? İşte eğer bu bağ, iktidar hırsına düşüverirse diye korktum. Güçlü iktidar, sahip olmaya yöneldiğinde önündekileri bile görmeden savurup uçacak, arkada ağlayanları düşünmeden...
Biliyorum gülüyorsun söylediklerime, dudaklarının kırılıp gülümseyişini görür gibiyim, şu anda içinden geçenleri. "Ne kadar istedin sen bunu! Hep bilmek istedin verdiğim sözlerin doğru olup olmadığını!"
Bir de kibarlığından söylemesen de düşündüğünü okur gibiyim…"Benden beklediğin bu aslında, bu arzudan öte dediğimin ispatı ama şimdi sonuç beni ürkütüyor diye rol yapıyorsun."
Bak inan istemiyor değilim bana sözlerinin doğruluğunu göstermeni!
Fakat şöyle bir an düşününce donup kalıyorum korkunç sonuçtan... Kimler, kimler dökülecek sen kendini tanımlarken... Kimleri çizip üstlerinden geçeceksin diye.
İşte buna; “Bu ne turşu, bu ne perhiz…” denmez mi? Hem istiyorum, hem istemiyorum...
Yok, yok sana inanıyorum. İçimde yalan söylemediğini kanıtlayan yürek denilen Tanrı'nın yaptığı bir saat var... İşte o tik tak, tik tak dedikçe biliyorum bana söylediklerin içinden gelen, gerçekten hissettiklerin!
Keşke bu inanç daha önceleri de içimde olsaydı!
5 Mayıs 2008
PAPATYA
“Keşke...”
İkimizin de aklının tutkalı bu; “Keşke!”
Pişmanlık mı? Değil...
Köstek mi? Değil...
“Keşke”; delik yüreğimizin iniltileri, sensizlik şarkılarımızın özeti.
Kalbimdeki kara delikler...
“Keşke...”, yolumuzun üstündeki diken tarlası.
Boş ver.
Koca okyanusların geçildiği, zorlu mor dağların aşıldığı zamanlardayız şimdi. Baştan sona hep ilkbahardayız. En delişmen çağımız avuçlarımızda. El ele, göz gözeyiz. Aynı anda kanatlanan ruhların sahibiyiz. Bütün sevda şarkılarından da hoşlanıyoruz. Yaşadıklarımızı sıralasak, söze döksek, “Leyla ve Mecnun” hikâyesinin sönük kaldığını görürüz.
“Sevgiye Susamak”, bunun kanıtı.
5 Mayıs 2008
Oyhan Hasan BILDIRKİ
O MASALIN İKİ KAHRAMANI
Geldin şiirim oldun, iz bıraktın kalbimde
El ele, göz göze zamanlardayız şimdi.
Saçlarının kokusu, kalbimi eriten sözlerin ezberimde,
Nice yıl beklediğimiz ilkbaharlardayız şimdi.
Ruhumsun, bir tanemsin, canımsın
Gökkuşağındaki renklerim, ebedî rüyam...
Geceden gündüze çıkmış aşkımsın,
Yoluna bütün ömrümü verdiğim dünyam.
Sen ve ben, delişmen iki nehirdik, birleştik
Ağlayıp çağladığımız günler geride kaldı.
Kalplerimizi kelepçelemiş kaderimiz birbirine;
Tut ki Kafdağı’nda yaşadıklarımız bir masaldı.
Yoluna baş koymaya hazır olduğum bir tanem,
Birlikteyiz gecede ve gündüzde, yazda ve güzde...
“Sevgiye Susamak” hikâyemizin özeti,
Yakamozların süslediği yol duruyor önümüzde.
Şehzade ve Melek, o masalın iki kahramanı
Benim sevdiğimin adı, senin beyaz atlı Şehzade’n...
Aynı dalda tutunmuş tomurcuk gül ve çılgın bülbül,
Yeniden doğdular o muhteşem efsaneden!
6 Mayıs 2008
Oyhan Hasan BILDIRKİ
Kategori: (Denemeler) | Yorum (0) | Yorum yaz! | Bağlantı

İki kişilik bir dünya