BİR KALBİNİ, BİR DE KOLLARINI AÇIK TUT SEN

10.10.2007

 

1

Ruhum,

Bu ne günaydındı böyle?

Nasıl şiirdi sunduğun? Böylesine akına karasına mısralarımı izleyen, okudukça gülümseten, doyulmaz zevke düşüren ve elimde olmadan iki elimi yanaklarıma dokundurtup "Aman Allah!" dedirten...

Sanırım beni böylesine izleyen bir sen vardın ve varsın...

Ne yazsam anında cevaplayan, tercümeye ihtiyaç hissetmeyen bir sensin işte...

İnan bildiğim dillerden biriyle, bizim olmayan bir dilden bile konuşsam, anlayacağından eminin artık...

Çok kalmadı ozanım kapındayım.

Açık tut!

Vurmadan girebilirim...

Bir kalbini, bir de kollarını açık tut sen.

Ben ne kapıları aça aça sana ulaştım? Gene ulaşırım bir gün!

Nerdeydin? Nerde?

8 Ekim 2007

 

PAPATYA

 

2

GELDİNSE HOŞ GELDİN CANIM

 

Duygulanınca yazıyorsun diyorsun

Duyduklarımı bilemiyor, bilmiyorsun

Duygularımı öldüreli çok oldu

O uzun parmaklı ellerinle

Dolu deli gönül unutamıyor işte

Gün ola kapat bu kitabı diyorum

Sonu acıklı, sonu yalnızlık

Gün ola hayâl değil umut doluyum

Belki belki diyorum şimdi çaldı

Çalacak kapımı usulca, çaktırmadan

Geldinse hoş geldin canım!

9 Ekim 2007

 

PAPATYA

 

3

Saat sen. Tam sen! Simdi hayal zamanı!

Senli bir şarkıya kapılmış, hazdan süzülen yalnızlık anlarından birindeyim...

Düşünüyorum: Çalsam mı kapını yoksa sensizliğe alışmışken o sensiz dünyada bir masaya oturup açsam mı akşam sofra-mı, ekmek sen, peynir sen gariban soframı?..

Açabilsem penceremin perdelerini sen kokar ortalık, güneş, rüzgâr ve ay sen olur çıkar. Belki o zaman sen çıkar gidersin dünyamdan, şarkılarımdan, şiirimden, gönlümden...

Boşa geçen yılları sorarım gönlüme sensiz saatlerde... Deni-zin dalgası kulaklarımda; "Sen! Sen!" dercesine, "Gel! Git!", "Git! Gel!" değil.

Senli günlere sığmayan saatler, sensiz uzayan saniyeler, sen diye kandığım dolunaylar...

Şu sandalyede sanki ceketin asılı, masada çay bardağın duruyor hâlâ sıcak... Şeker saçılmış yanına. Birde “Şekeri sevmem!” dersin...

Şimdi diyorum gene bir simidi paylaşacağız o acı çayla  göz göze, ağzımı açıyorum, dudaklarım kıpırdıyor, ses çıkmıyor... Ne var ki boğazımda?..

Ama söze ne gerek? Gözlerimiz konuşuyor.

Yaşam dedikleri değirmenin erittiği uzamış aylar, yıllar geçmez gibi... Günler, yıldan daha uzun!

Bu nasıl şey böyle!

Kapını çalıyorum, çalıyorum ama açan yok işte!

9 Ekim 2007

 

PAPATYA

 

4

DUYGULARIM DERYA DENİZ

 

Duygularım derya deniz ayaklanmış uçuyor

Bin beyaz kanatlı turnalara yüklesem çekemez

Her çiçekte gözlerini, aynalarda seni görüyorum

Ömür dediğin çok kısa nerden başlasak bize yetmez

 

Özlem ateşleriyle kaçıncı defadır bu kavruluşum

Gözleri uzak ufukları süzen meleğimin peşinde

Ferhat gibi yanmışım, küle dönmüş savrulmuşum

Şiirlerim cıvıl cıvıl delişmen rüzgârın sesinde

 

Nerde ne yaptık, nasıl becerdik gurbet gecelerine düştük

Feleğin olmaz işleri kuşattıkça kuşattı bizi

Gece ve gündüz, mevsimler hep ilkbahar, bizimleydi

Göze geldik amansız bir anda nazar bağladı ikimizi

 

Sonrası karanlık zamanlar, mavi gökyüzü silindi

Güneş ve dolunay yok, gölgemiz yere düşmedi

Birdenbire erken bastıran karakışa yakalandık

Günler yüzyıl oldu, takvimden yapraklar eksilmedi

 

Oysa meleğim kalbim ve kollarım hep açıktı

Zorlu dağ başlarında kar kuşlarıyla sana selâm gönderdim

Umutlarımı mısra mısra dillendirdim, dualar ettim

Karanfil kokulu anılarımda seni yüreğime kilitledim

 

Tanrı'dan ne dilesem olacak bir vakitte,

Gönlümden dilime düştün, bin bir umutla seslendim

Kalbin ve kolların hep açıkmış senin de

Kulaklarımda “Merhaba!” diyen sesin

 

Şaşırdım, sordum: Dolunayın öteki yüzünde misin?

Gerçek değil bu yaşadığımız, yoksa düşümde misin?

Duygularımız derya deniz ayaklanmış uçuyor

O ağacın altındayız şimdi, meleğim ellerimi tutuyor!

9 Ekim 2007

 

Oyhan Hasan BILDIRKİ

 

« Önceki :: Sonraki »


Blogcu ile yapıldı